ABD ve ÇHC Arasındaki Ticaret Savaşı’nda Nihai Sonuca Doğru (mu?)

Yazar: Araş. Gör. Merve Altun – 11 Kasım 2019

11 Ekim’de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Devlet Başkanı Donald Trump yaptığı açıklamada, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ile 15 ay süren ticaret görüşmelerinin ardından iki ülkenin çok önemli bir aşamaya geldiklerini belirtti. Gelişmeler hakkında fazla detay vermeyen Trump, anlaşmanın fikri mülkiyet hakları ve finansal hizmetlerle ilgili olduğunu ve henüz yazıya dökülmediğini söyledi. Ancak kaydedilen bu aşama ile ABD’nin, ÇHC mallarına yapacağı 250 milyar dolarlık tarife zammı askıya alması, ‘Ticaret Savaşı’ olarak adlandırılan bu krizde nihai çözüm sürecine girildiğini işare ediyor. Zira 15 ay süren gerilim iki ülkenin tarım, enerji, otomotiv, teknoloji ve fikri mülkiyet hakları gibi geniş bir sektörel yelpaze üzerinde karşılıklı birtakım kısıtlamalara ve tarifelere yönelmesine neden olmuştu.

2018 Mart ayı ile dünyanın iki dev ekonomik gücü olan ABD ve ÇHC arasında karşılıklı ekonomik kısıtlamalar ve tarifeler ile başlayan gerilim, 6 Haziran 2018 tarihinde ABD’nin Gümrük ve Sınır Koruması’nın ithal alınan 818 ÇHC ürününe %25’lik bir tarifeyi tahsil etmesi ile ticaret savaşı niteleğine bürünmüştü. Taraflar arasında ticaret savaşı tartışmaları bir çok kez masaya yatırılmış fakat geçtiğimiz günlere kadar bir çözüme kavuşturulamamıştı.

Trump Yönetimi ve ABD Ticaret Politikası
ABD’nin 2017 yılı itibari ile 45. Devlet Başkanı olan Donald Trump’ın “Amerika’yı Yeniden Muhteşem Yapma” furyası ülkenin büyük ölçekli olarak ekonomik yönden dış politikasını değiştirmiştir. ABD Ticaret Bakanlığı’na bağlı Ekonomik Analiz Bürosu’nun (Bureau of Economic Analysis) 2018 yılı raporuna göre, ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) Trump’ın yönetim koltuğuna oturması ile birlikte 2017 yılında yüzde 2.2’lik ve 2018 yılında ise yüzde 2.9’luk bir büyüme kaydetmiştir. Trump’ın bu alanda gösterdiği başarılı performans, ülkenin ticaret politikalarıyla ilgili rahatlıkla söz söyleme hakkını doğurmuştur. Bu doğrultuda, Trump, ABD’nin ticari politikalarının ülke çıkarları için doğru olmadığını ve bu nedenle dış ticarette daha korumacı bir politika izlenmesi gerektiğini savunmuştur.

2018 yılının yoğun temposundan önce, Trump’ın ticari alandaki bu hızlı ve keskin manevrasının nedeninin sorgulanmasına yol açmıştır. Başkanlık koltuğuna oturduğu ilk yıl Trump, ÇHC Başkanı Xi Jinping ile iki ülkenin ticari ilişkilerini geliştirecek bir takım anlaşmalar ve düzenlemeler yapmak için bir çok kez bir araya gelmiştir. Örneğin, 11 Mayıs 2017 tarihinde iki ülke belirli sektörlerde ABD firmalarının ÇHC pazarına erişimini artıracak bir ticaret anlaşmasını yapmayı kabul etmişlerdir. Yapılan görüşmeler neticesinde hem ÇHC’nin pazarının genişletilmesi hem de ABD’nin böyle geniş bir pazara erişiminin arttırılması hedeflenmiş ve ikilinin ortak çıkarları korunmaya çalışılmıştır. Fakat çok geçmeden Trump 2018 yılı itibari ile dış ticaret açığını düşürmeye yönelik, ani manevralar yapmıştır. Ulusal güvenliğin korunması ve endüstrideki satışa dönük aşırı etkiyi en aza indirmek amacı ile Trump yönetimi, Mart ayından itibaren bir takım kısıtlamalar yaparak ticaret savaşının kıvılcımlarını yakmıştır.

Başkan Trump, ilk hamleyi 8 Mart 2018 tarihinde demir-çelik ithalatına %25 ve alüminyum ithalatına da %10 ilave gümrük vergisi uygulama kararı alarak yapmış ve 23 Mart itibari ile bu kararı uygulamaya başlatmıştır. Karar ile ABD’ye ihracat yapan bazı ülkeler hariç(demir-çelikte Arjantin, Avustralya, Brezilya ve Güney Kore; aliminyumda Arjantin ve Avustralya) diğer bütün ülkeler –başta ÇHC olmak üzere- olumsuz anlamda etkilenmiştir. 22 Mart’ta ise ÇHC’den gelen ve özellikle havacılık, bilgi-iletişim teknolojisi ve makineleri gibi teknoloji sektöründeki ürünlere yönelik uygulanacak tarifeler için bir bildiri imzalanmıştır.

Tarih 2 Nisan’ı gösterdiğinde, ÇHC çok geçmeden %15-25 aralığında 3 milyar dolarlık 128 ürüne (meyve, şarap, domuz eti, lehimsiz çelik borular ve geri dönüştürülmüş alümiyumlar) tarife uygulayarak ilk karşı hamlesini yapmıştır. Buna karşılık 3 Nisan’da ise, ABD 1.300’den fazla ürün için 50 milyar dolar ÇHC ithalatına %25 ilave gümrük vergisi koyacaklarını belirtmiştir. ÇHC’nin yaptığı bu hamlenin, ABD ekonomisine zarar vermek için kasıtlı bir şekilde yapıldığı dile getirilmiş ve ilk defa “fikri mülkiyet” hırsızlığından bahsedilmiştir. “2018 Nisan ayında ABD Ticari Temsilcisi’nin (US Trade Representative) yayınladığı rapora göre, ÇHC’in yaptığı Fikri Mülkiyet Hırsızlığı ABD şirketlerine yılda en az 50 milyar dolara mal olmaktadır.” 4 Nisan tarihinde ise ÇHC, ABD’nin 50 milyar dolarlık soya fasulyesi, otomobil, kimyasallar gibi 106 ürününe %25 gümrük vergisi uygulayacağını söylemiştir. Hemen ardından ABD cephesinden 5 Nisan tarihinde ÇHC’nin 100 milyar dolarlık ihracatına ek gümrük tarifesi uygulamak için inceleme başlatılması talep edilmiştir.

En nihayetinde taraflar 15 aylık süreç içerisinde; çeşitli müzakerelerde bulunmuş ve bazılarını iptal etmiş olmalarına rağmen, geçtiğimiz Eylül ayındaki BM Genel Kurulu Toplantısı’nda Trump köşesinden ÇHC için “Bir anlaşma yapmayı fena halde istiyorlar” açıklamasının yapılması, tartışmalı sürecin bir çözüme kavuşturulabileceğinin umut ışığını yakmıştır. Trump, toplantıda ÇHC’nin ticaret uygulamalarını eleştirmiş ve taraflar arasında yapılacak herhangi bir “kötü anlaşmayı” kabul etmeyecekleri söylemiştir. ÇHC Dışişleri Bakanı WangYi ise, buna karşılık tehditlere boyun eğmeyeceklerini fakat yine de Ekim ayında üst düzey ticaret görüşmelerinin başlamasını umduğunu belirtmiştir. Ayrıca Wang, bu ticaret savaşının her iki tarafa da zarar verdiğini kanıtlar nitelikte bir takım olumsuz sonuçları olduğunu söyleyerek, çözüm sürecinin her iki taraf içinde kârlı olacağının mesajını vermeye çalışmıştır.

Peki belirtildiği gibi bu süreç her iki tarafa da zarar vermekte midir?
Öncelikle her ne kadar taraflar tarafından gelinen noktada, olumlu bir aşamaya adım atılmış olunsa da, 15 ay süren bu gerilimler sadece tarafların ticari ilişkilerini değil, aynı zamanda küresel ekonomik dengeyi de bozmuştur. Geçtiğimiz hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yapılan açıklamaya göre; ABD-ÇHC arasındaki ticaret savaşı, 2008-2009 mali krizinden bu yana 2019 yılı için küresel büyümenin en yavaş seviyesine düşmesine sebep olmuştur. Yine IMF’nin Temmuz ayında yaptığı tahminlere göre, 2019 yılındaki GSYİH büyüme oranının %3.2’den %3.0’a düşeceği belirtilmiştir. Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ) ise 2019 yılı için küresel ticaret büyüme beklentisini %2,6’dan %1,2’ye, 2020 yılı için de %3’lük büyüme oranını %2,7’ye düşürmüştür.

Washington ve Pekin merkezlerinden gelen eleştirilere bakıldığında yine bu sürecin bir çözüme kavuşturulması gerektiği yönünde olduğu görülmektedir. ABD köşesinden, Apple ve Dell gibi şirketler Trump’ın bu korumacı hareketini eleştirmiş ve Amerikalı tüketiciler için ÇHC’nden gelen ucuz elektronik ürünlerinin fiyatlarının aniden yükselmesinin küresel ticari dengeyi bozacağını belirtmişlerdir. ABD Ticaret Odası ve Ulusal Üreticiler Birliği (U.S. Chamber of Commerce and the National Association of Manufacturers) gibi işletme grupları ise ÇHC’nin merkantilist politikalarına karşı koymak gerektiğini fakat bunun bir ticaret savaşı haline gelmesinden korktuklarını belirtmişlerdir. Ayrıca ünlü ekonomik araştırma ve analiz şirketi olan Moody’s ’in ekonomisti Mark Zandi, Trump’ın sürdürdüğü ticaret savaşının ABD’ye ve küresel ekonomilere ciddi zarar verdiğini söylemiştir. ÇHC şuanda ABD’nin en büyük ithalat kaynağıdır ve bu yüzden ÇHC’den gelen düşük maliyetli mallar ABD tüketicilerine büyük ölçüde kâr sağlamaktadır. Yapılan kısıtlamaların ABD’nin hem ithalatına hemde ihracatına zarar verdiği görülmektedir. Bu süreç hem ABD ekonomisinin tedarik zincirlerini bozmuş hemde dünya çapındaki Amerikan şirketlerin maliyetleri arttırmıştır.

Öte yandan uygulanan kısıtlamalar ÇHC’nin de refah seviyesini, imhalat istihdamını, GSYİH’sını ve ticaretini etkilemektedir. 2018 Kasım ayında yapılan değerlendirmelere göre; ÇHC’nin perakende satış büyüme oranı %8,1’e, sanayi üretimi büyüme orasını ise %5,4’e gerilemiştir ve bunlar ÇHC’nin son 10 yıldaki en düşük oranlarıdır. İthalat ve ihracat dengesinin bir andan sarsılmasından dolayı hem yerli hemde yabancı yatırımcılar ÇHC’ndeki sermaye harcamalarına daha temkinli yaklaşmaktadır. 2020’deki taban çizgisinin %3,2 altına düşen ÇHC, ithalatta önemli bir düşüş yaşamaktadır.

Öte yandan sebepleri ve sonuçları ile birlikte bu savaştan sadece taraflar değil aynı zamanda diğer ülkeler [1] de etkilendiğinin altının çizilmesi gerekmektedir. Gerek ithalatta gerekse ihracatta iki dev küresel güç olan ABD ve ÇHC’nin süreç boyunca yaptığı keskin manevralar küresel ekonomik dengeleri derinden etkilemiştir. Küresel düzeyde yaşanan gerginlik ve bununla birlikte durgunluğun küresel şirketlerin genişleme, yatırım ve istihdam gibi ileriye dönük planlarının ertelenmesine sebep olmuşlardır. Küresel piyasadaki durgunluğun geniş negatif etkileri ile birlikte özellikle kırılgan ekonomilerde ciddi bir çöküşe neden olabileceğinin düşünülmesi halinde ABD ve ÇHC arasında kaydedilmiş bu olumlu adımın ardından yaşanacak yeni gelişmelerin yakından izleneceğini söylemek şimdiden mümkün.

Notlar:[1] ABD’nin demir-çelik ve alüminyum alanındaki yaptığı kısıtlamaları sadece ÇHC’ye değil diğer bir çok ülkeye yönelik de uygulanmıştır. Küresel ticaret bağlamında yoğunlukla ÇHC üzerinde devam eden kısıtlamalar, diğer ülkeler ile yapılan ticareti de doğal olarak etkilemiştir.ABD ile ÇHC arasında vuku bulan ticaret savaşının ve genel olarak ABD ticari politikalarının küresel ve diğer ülkeler üzerindeki etkileri bir başka yazıda ele alınacaktır.