Asya-Pasifik’te Dengeler: ABD-Güney Kore İttifakı Bozuluyor mu?

Yazar: Araş. Gör. Merve Altun – 9 Ocak 2020

Geçtiğimiz Kasım ayında Washington yönetiminin, Seul’den askeri maliyet-paylaşım katkı payını yüzde 400 artırması talebi, bu süreçte ABD’nin Güney Kore ile olan ittifaklık ilişkisinin devamlılığı ile ilgili soru işaretleri yaratmıştır. Kore Savaşı’ndan bu yana Güney Kore ve ABD’nin sürdürdüğü bu ittifak, hem ABD’nin Asya-Pasifik üzerinde kurduğu stratejik çıkarlarını korumakta, hem de Güney Kore’nin de arzuladığı doğrultuda, Kuzey Kore gibi bölgesel bir tehdidi diğer ittifak bütünleri ile birlikte çepeçevre sarmaktadır. ABD’nin bölgede sadece Kuzey Kore’yi değil, Çin ve Rusya gibi diğer tehdit unsuru oluşturacak aktörleri de çevrelemeye çalışması, bölgede birçok aktörü müttefik olarak kolaylıkla kendi tarafına çekmesini kolaylaştırmaktadır. Seul yönetiminin perspektifinden bakıldığında da, ABD ile ittifak Güney Kore’yi hem Kuzey Kore ve yükselen güç Çin tehditinden korumakta, hem de Japonya gibi diplomatik ve ekonomik çatışmaların hala devam ettiği aktörler ile olan ilişkileri dengeleme ve geliştirmeye yönelik bir kazanım sağlamaktadır.

Güney Kore ile ABD arasında ‘askeri maliyet’ gerginliği
Yapılan ittifakın her ne kadar iki taraf için de yararlı olduğu düşünülse de, son zamanlarda yaşanan gelişmeler, taraflar arasındaki ilişkilerin tekrardan değerlendirilmesini gündeme getirmiştir. 2018 yılında taraflar arasında Güney Kore’de bulunan ABD askerlerinin maliyetinin paylaşımını hedef alan, Özel Önlemler Anlaşması (Special Measures Agreement) masaya yatırılmış ve Trump, Seul’den %50 artış istemiş fakat nihayetinde iki taraf, Güney Kore’nin önceki yılın maliyetine göre %8’lik bir pay ödeyeceğini ve anlaşmanın yıllık olarak yeniden müzakere edileceğini kabul etmişlerdir. 2019 yılında ise Trump, Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon yetkilileri tarafından bunun 4,7 milyar dolara düşürülmesi için ikna edilmeden önce, talep fiyatını yaklaşık 1 milyar dolardan 5 milyar dolara çıkarmıştır.

Başkan Trump tarafından böyle bir talebin gündeme gelmesi, Seul yönetimi tarafından beklenmeyen bir gelişme olmuştur. Zira Seul yönetimi, güvenlik maliyetini yeteri kadar karşıladıklarını savunmakta ve dolayısıyla böyle bir fiyat artışını reddetmektedir. Nitekim Güney Kore 2019 yılının başlarında, ülkedeki ABD birliklerinin kabaca günlük harcamalarının yüzde 40’ını oluşturan 890 milyon dolarlık bir maliyeti karşılamayı kabul etmiş, aynı zamanda Amerikan ordusuna karşılıksız bir arazi tahsis ederek, 10,7 milyar dolarlık yeni Amerikan askeri üssü olan Camp Humphreys’in maliyetinin büyük bir bölümünü üstlenmiştir. Tüm bunlar değerlendirildiğinde, Güney Kore’nin bu artışı reddetmede ısrarlı tutumuna karşı Trump yönetiminin ani gelen bu talebi ilişkilerde düşük de olsa bir nebze gerginlik yaratmıştır.

Güney Kore- Japonya denklemi
Doğu Çin Denizi’ni paylaşan komşu iki ülke olan Güney Kore ve Japonya arasında adeta ince bir ip üzerine kurulu olan gergin ilişkiler geçmişten bu yana süregelmekte olup, Japonya’nın 1910 ve 1945 yılları arasında Kore yarımadasındaki işgali ile bu süreçte yaşananlar ve talep edilen tazminatlar halen taraflar arasında tartışılmaktadır. Bununla birlikte tazminatlar konusu tartışılmaya devam ederken, Japonya’nın Ağustos ayında Seul’un ticaret ortağı statüsünü kaldıracağını açıklaması ve Güney Kore’nin elektronik sektörüne ihracat denetimi uygulaması ikili ilişkileri daha da germiştir. Ancak Seul yönetimi’nin Japonya’nın ticaret kararına misilleme olarak Ağustos ayından bu yana, 2016 yılında ABD’nin yoğun ısrarı ve talebi üzerine ABD, Japonya ve G.Kore arasında yapılan, Kuzey Kore’den gelebilecek herhangi bir füze ve nükleer programı tehditine karşı taraflar arasında istihbarat paylaşımı antlaşması olan GSOMIA’yı uzatmayı askıya almış olması ve ABD’den Tokyo hükümetine tepki göstermesini talep etmesi, Japonya ile Güney Kore arasında yaşanan gerginliğin farklı kırılmalara neden olmasını beraberinde getirmiştir. Nitekim Washington yönetimi, Seul’ün GSOMIA Antlaşmasından çekilme kararından hoşnutsuz olduğunu dile getirmiş, ve ardından ABD’nin askeri birliğinin maliyeti için Seul’den talep edilen fiyat artışı ile birlikte, ‘ittifak dengesi çatırdamaya mı başlıyor?’ sorusu gündeme getirmiştir.

Mevcut Durum ve Çin
Öte yandan Güney Kore’nin Çin ile dört yıldan sonra yeniden diplomatik ilişkiler kurmaya başlaması, Asya’da dengelerin değişip değişmediği yönünde tartışmalara neden olmuştur. Güney Kore, Park Geun-hye yönetiminin 2016 yılında Amerikan füze savunma sistemi THAAD’ın konuşlandırma kararı sonrası Çin’in öfkesini üzerine çekmiş, ancak seçimlerden sonra füze sistemine karşı çıkan Moon Jae-in yönetime gelmesi ile dengeler değişir mi tartışmaları sürerken, Kuzey Kore’nin nükleer testine karşılık bu sistemin ek rampalarla dağıtımının ne kadar hızlı olduğu fark edildikten sonra yönetim bu tavrından vazgeçmiştir.

Ancak ABD’ye ve ABD ile oluşturulan ittifak dengelerine (Japonya) karşı, Moon yönetiminin tutumu eksen kayması tartışmalarını devam ettirmektedir. Başkan Moon, hem Japonya’ya karşı daha müdahaleci adımlar atmakta hem de eskisine göre ABD ile daha bağımsız bir müttefik olarak devam etmek istemektedir. Bugün Washington’daki birçok politikacı artık Moon yönetiminin ABD’ye sadık olmadığından şüphelenmektedir zira Moon’un ait olduğu sol ilerici milliyetçi kampı, Washington’un küçük ve bağımlı müttefiki olmak yerine, gelecekte Güney Kore’yi tam egemen ve bağımsız bir devlet olarak görmektedir.

Aralık ayında dört yıldan uzun süredir Güney Kore’ye ilk ziyaretini yapan Çin Dışişleri Bakanı, Güney Kore’li meslektaşı ile bir araya gelmiş ve yapılan açıklamada ABD’nin füze savunma sistemlerinin konuşlandırılmasının yol açtığı gerilimi sonlandırmak ve ilişkileri “tamamen normalleştirmek” için diplomatik ve kültürel değişimlerin güçlendirilmesine karar verildiği vurgulanmıştır. Güney Kore Dışişleri Bakanlığı’nın sonradan yaptığı açıklamada, tarafların yakın gelecekte “insandan-insana değişimler (people-to-people exchanges)” konusunda kurulan ortak komitenin ilk toplantısını gerçekleştireceği ve deniz işleri ile ilgili yeni bir komite oluşturulmasının kabul edildiği belirtilmiştir.

ABD-Güney Kore İlişkileri: Quo vadis?
Son yaşanan gelişmelere dayanarak Seul hükümetinin ABD’yi bırakıp Çin ile yola devam edeceğini söylemek doğru olmayacaktır. Zira neredeyse 70 yıla dayanan stratejik bir ittifaktan vazgeçmek Seul yönetimini sadece askeri değil, ekonomik, diplomatik ve sosyal olarak da yıpratacaktır. Nitekim 3 ay boyunca askıya alınmasının ardından Güney Kore 23 Kasım’da GSOMIA anlaşmasına sadık kalacağını duyurumuştur. Güney Kore için baki olan kendileri için bölgedeki tehditlere karşı kurulan müttefiklik ilişkileridir. Geçmişten gelen Çin ve Japon saldırganlığının yarattığı başat tehdit algıları göz önünde bulundurulduğunda Güney Kore’nin, ABD gibi bölgedeki tehditlere karşı dengeleyici ve çevreleyici bir tutum sergileyen aktörlere ihtiyacı vardır. ABD için de Güney Kore’nin Rusya, Çin ve Kuzey Kore’ye coğrafi olarak yakınlığı açısından bulunduğu stratejik konum kaçınılmaz bir fırsat olarak değerlendirildiği için bu iki ülkenin ittifak dengesinin bozulması çok daha zor gözükmektedir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, Seoul’un ABD’nin de isteği olan Japonya ile olan ilişkilerini GSOMIA çerçevesinde normalleştirmiş olmasına rağmen, Trump yönetimi ile askeri maliyet anlaşması hakkında bir sonuca varamamış olmasıdır. Aralık ayı sonunda Güney Koreli yetkililer yaptıkları açıklamada iki gün süren görüşme sonrasında ABD ile askeri maliyet paylaşımı konusunda henüz bir sonuca varılmadığını ve Ocak ayında yeni bir müzakere turuna hazırlanılması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Her ne kadar Güney Kore, ABD ile ittifakını aniden terkedecek bir konumda olmasa da, Çin’in Asya-Pasifik bölgesinde bulunan mevcut dengelerin olası değişimini ve yeni müttefiklik arayışlarını fırsata çevirmek isteyeceğinin bilinci ile Seoul ile Trump yönetimi arasında yaşanan mevcut diplomatik tıkanıklığın bir an önce aşılması iki taraf için de ciddi önem taşımaktadır.