İspanya’da Neler Oluyor? Katalonya Krizi ve 10 Kasım Seçimleri

Yazar: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Çıraklı – 24 Ekim 2019

10 Kasım’da seçime gidecek İspanya’da ülkenin doğusundaki Katalonya özerk yönetimine bağlı Adalet Yüksek Mahkemesi’nin (Tribunal Superior de Justícia de Catalunya, TSJC) bağımsızlık yanlısı Katalan siyasetçilere verdiği mahkumiyet kararları İspanya ve Katalonya arasındaki gerginliği son günlerde bir kez daha arttırdı.

Katalonya Adalet Yüksek Mahkemesi tarafından 14 Ekim tarihinde alınan kararla 2017’de Katalan parlamentosu tarafından düzenlenen ve İspanya hükümetinin yasadışı ilan ettiği bağımsızlık referandumunu organize etmekle suçlanan 12 Katalan siyasetçi ve sivil toplum örgütü liderine, “anayasal düzeni kısmen ya da tamamen şiddet yoluyla yıkmak”, “kanunun uygulanmasına engel olmak”, “devlet kurumlarına itaatsizlik” ve “kamu malını kötüye kullanmak” suçlarından yargılamış, tutuklu yargılanan 9’una 9 ila 13 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme kararına göre eski Katalonya Özerk Hükümet Başkan Yardımcısı Oriol Junqueras 13 yıl, eski Katalonya Hükümeti Sözcüsü Jordi Turull, eski Dışişleri Bakanı Raul Romeva ve eski Çalışma Bakanı Dolors Bassa on ikişer yıl, eski Katalonya Meclis Başkanı Carme Forcadell 11,5 yıl ve eski İçişleri Bakanı Joaquim Forn ile eski Toprak Bakanı Josep Rull on buçukar yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bağımsızlık yanlısı sivil toplum örgütü liderleri Jordi Sanchez ve Jordi Cuixart ise “halkı isyana teşvik” suçundan dokuzar yıla mahkum edilirken, “itaatsizlikten” ceza alan diğer üç sanığa hapis cezası verilmedi.

Mahkumiyet kararının ardından Katalonya Özerk Bölgesi’nin başkenti Barselona dahil farklı şehirlerinde “Özgürlük Yürüyüşleri” adı altında gösteriler düzenleyen gruplar, birçok işletme ve dükkanların kapatılmasına neden olurken, gösteriler nedeniyle kentin önemli turizm merkezlerinden La Sagrada Familia Bazilikası’nın girişi kapatılırken Barselona Uluslararası Havalimanı’nda 57 uçak seferi iptal edildi. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı artan gerilim ve gösterilerde yaşanan şiddet olayları üzerine Türkiye vatandaşlarına Katalonya’ya yapacakları seyahat planlarını gözden geçirmeleri tavsiyesinde bulundu.

Ispanya’nın doğusunda bulunan ve en önemli kentleri Barselona, Girona, Leida ve Tarragona olan 7,6 milyon nüfuslu Katalonya, ülkenin gayrisafi milli hasılasının yüzde 19’unu karşılıyor. Katalonya özerk yönetim bölgesinde bağımsızlık yanlısı girişimlerde son yıllarda görülen artışın en önemli sebebi, 2006 yılında dönemin sosyalist PSOE (Partido Socialista Obrero Español) hükümeti döneminde Katalonya’ya tanınan genişletilmiş özerlik haklarının sağcı-muhafazakar PP (Partido Popular) hükümetinin de girişimi ile 2010 yılında Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi oldu.

Katalanlar, 2010 yılında alınan kararı protesto etmek için ilk büyük gösteriyi Haziran 2010’da Barselona’da yaparken daha sonra bu gösteriler Katalan ulusal bayramı (Diada) olan her 11 Eylül’de tekrarlandı. Bununla birlikte bağımsızlık referandumuna yönelik ilk girişim 9 Kasım 2014’de gerçekleştirildi. İspanyol Anayasa Mahkemesi referandumu geçersiz ve yasadışı sayacağını açıklamasına rağmen gerçekleştirilen ve katılımın yüzde 37’de kaldığı oylamada yüzde 80 “bağımsız bir Katalonya’ya” “evet” dedi. Söz konusu halk oylamasının, yasa dışı olmasına rağmen gerçekleştirilmesinden dolayı dönemin Katalonya Özerk Hükümet Başkanı Artur Mas ve iki Katalan Bakan’a 2 yıla kadar kamu görevinden men cezası verildi.

Ayrılıkçı siyasi partilerin koalisyonundan oluşan Katalan hükümetinin ikinci bağımsızlık yanlısı girişimi ise 1 Ekim 2017’de oldu. İspanya Anayasa Mahkemesi tarafından bir kez daha yasa dışı ilan edilmesine rağmen 1 Ekim 2017 tarihinde Katalonya’da yapılan bağımsızlık referandumuna katılım yüzde 43 olurken oy kullananların yüzde 90’ı bağımsızlığa “evet” dedi. Referandumdan kısa bir süre sonra Katalonya parlamentosu, 27 Ekim 2017’de tek taraflı bağımsızlık deklarasyonunu kabul etti. Bunun üzerine dönemin PP (Partido Popular) hükümeti İspanyol Senatosu’nun onayı ile Anayasa’nın 155. maddesini yürürlüğe koyup, 27 Ekim 2017’de Katalonya’nın özerklik haklarını askıya alarak merkezi hükümete devretti. Katalonya’da yerel seçimler yapıldıktan sonra 155. madde 2 Haziran 2018’de sona erdirilip Katalonya’ya özerk yönetim hakkı geri verildi.

Geçtiğimiz haftalarda bağımsızlık yanlısı Katalan siyasetçilere verilen mahkumiyet kararları ile birlikte Katalonya konusu bir kez daha İspanya gündeminin birinci maddesi haline geldi. Özellikle 21-22 Ekim’de düzenlenen gösterilerde yaşanan şiddet olayları sonrası İspanya siyasetinin başat aktörlerinden ve birbirlerini azılı rakip olarak gören geçici hükümet partisi PSOE ve ana muhalefet partisi PP Katalonya’daki bağımsızlık girişimini sonlandırmak için uzlaşmış görünüyor. Bununla birlikte PP ve muhalefetteki Ciudadanos gibi diğer kilit siyasi partilerin hükümete yönelik ayrılıkçılara karşı yeterince sert bir tutum izlenmediği eleştirileri karşısında Başbakan Sanchez’in Katalonya Özerk Hükümeti lideri Quim Torra ile şu ana kadar görüşmeyi reddetmesi ve partisi PSOE’nin yukarıda belirtilen ‘2017 referandum krizi’ boyunca izlediği siyaset, Katalonya’nın özerklik haklarının bir kez daha kısmi olarak askıya alınması ihtimalini gündemde tutuyor. Zira 2017 yılında gerçekleştirilen yasadışı referandumun ardından o dönem ana muhalefette bulunan Sanchez, partisi PSOE’nin Katalonya’daki bağımsızlık girişimlerine karşı PP hükümetinin anayasal çerçevede alacağı kararlara destek verdiklerini açıklamış ve Katalonya’nın özerklik haklarının askıya alınması kararının “ölçülü ve kısmi” olması için hükümetle görüş birliğinde bulunduklarını belirtmişti.

Nitekim Sanchez, son yaşanan olaylar ve tırmanan gerilim üzerine AB Zirvesi için bulunduğu Brüksel’de yaptığı açıklamada “Kanun dışı eylemlerde bulunanlar, bunun bedelini er geç ödemek zorunda kalacaklar” ifadelerini kullanırken, 21 Kasım’da Başbakanlık tarafından gösteriler “barışçıl bir halk hareketi değil, Katalonya’da birlikte yaşamı bozmak için sokaklarda şiddeti kullanan grupların koordine ettiği bir hareket” olarak değerlendirildi.

10 Kasım’da gerçekleşecek genel seçimlerin ana gündem maddesi olacağından Sanchez’in Katalonya krizini yönetim şekli PSOE’nin seçimdeki başarısının belirleyicisi olacak. PSOE lideri, muhalefette bulunan PP’nin seçimlerde önünü kesmek adına 150. Madde çerçevesinde Katalonya’nın özerklik haklarının bir kez daha kısmi olarak askıya alınmasını gündemde tutabileceği gibi, seçim sonucu oluşacak tabloda krizin çözümü için anayasal reform çalışmalarının başlatılması yönünde (uzak bir ihtimal gibi görünse de) sosyalist Unidas Podemos ile tekrardan masaya oturmayı tercih edebilir. Nitekim Unidas Podemos’un kurucularından Íñigo Errejón tarafindan kısa bir süre önce kurulan merkez-sol Mas Pais’in seçimlerde yakalaması beklenen başarı PSOE ile Podemos’un seçim sonrasında Mas Pais ile birlikte PP ve VOX gibi yükselen aşırı sağ partilere karşı solda geniş tabanlı bir ittifak arayışına gitmesini sağlayabilir. Böylesi bir durumda 10 Kasım seçimlerinden hemen sonra Katalan partileriyle diyalog yoluyla çözüm aranması gündeme gelecektir. Zira Unidas Podemos ve Mas Pais son günlerde yaptıkları açıklamalar ile Katalonya sorununa diyalog yoluyla çözüm bulunması gerektiğini bir kez daha vurgulamışlardır. Ayrılıkçı Katalan partilerin ve gösterileri düzenleyen grupların diyalog yolu açılmadan gösterilerin devam edeceği yönündeki mesajları göz önünde bulundurulduğunda seçimlerin ardınan ya diyalog taraftarları galip gelecek ya da İspanya Anayasası’nın 155. maddesi kullanılarak Katalonya’nın özerklik hakları bir kez daha askıya alınacaktır. Her iki gelişmenin de İspanya siyasetini derinden etkileyeceğini söylemek şimdiden mümkün.